8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşıyor. Bu özel günü fırsat bilip; şaraplarımızın bize ulaşıncaya kadar katettiği upuzun yolun taa en başında üzümlere dokunan, üzümlere ve bağlara gönül veren tüm kadınları anmak istiyorum.
Pandemi kısıtlamalarının başlaması ile evlerimize kapandığımız son 1 yılda mevsime göre de tercihler yaparak şaraplar aldık hatta stokladık.
Peki bu şişelerin ardında nasıl bir hikaye var? Tarımın bir başka kolu bağcılıkta önemli unsurlardan biri teruardır. Toprağın yapısı, parsellerin konumu, dikimleri nasıl yapıldığı, asmaların yaşı ve bakımına dair uygulanan teknikler, yağış miktarı, gündüz gece sıcaklık farkları gibi pek çok değişken işin içindedir. Son zamanlarda teruar kavramına insan kaynağı da eklendi. İnsan kaynağının gücü, nitelikleri, yetenekleri de artık olmazsa olmazlar arasında sayılıyor. İşçisinden winemaker’ına ve üreticisine kadar ne çok kadın eli değiyor ve bağları güzelleştirip nadide üzümleri yetiştiriyor. Beden gücüne akıl ve bilgi gücü de eklenince şaraphanedeki işlemlerin, kontrollerin ve nice ince detayın ardından marketlere, wine store’lara ulaşıp; nihayetinde farklı yaş- meslek- gelir grubundan biz kadınların kadehlerine akıyor. Dolayısıyla pek çok şarapta, aynı şarabın farklı rekoltelerinde dahi, farklı bölgelerimizde çalışan kadın çalışanların emekleri yudumlarımıza değiyor.
Radikal Gazetesi’nde 2016 yılında yayınlanan Müge Akgün makalesinde; “Sibel Kutman, Ardıç Gürsel, Zeynep Arca, Cevza Başman, İrem Çamlıca, Selda Tokat, Nilgün Kavur, Pınar Ellialtı, Oluş Molu, Yonca Arıner, Didem Yazgan ve daha niceleri…
Bu kadınların ortak noktaları şarap sektöründe olmaları. Kimi dördüncü kuşak, kimi ikinci, kimi de birinci kuşak şarap üreticisi ailelerin fiilen işin içinde olan üyeleri. Gözdem Gürbüzatik, Selen Çağlar gibi üst düzey yönetici olarak çalışan profesyoneller de var.
Üretimde çalışan önologlar, en önemlisi de bağlarda çalışan binlerce kadını sayarsak şarap sektörü kadınlarla ayakta duruyor, şarabın geleceği kadınlara emanet dersek hiç abartı olmaz.”
Türkiye’nin ilk ve tek kadın somelyesi Esra Önat’ın Kariyer.net‘te 8 Kasım 2007 tarihinde yayınlanan söyleşisinde Şaraba olan merakınız nasıl başladı? sorusuna şöyle cevap vermiş:
“Ben iki yaşındayken Fransa’ya gittik, 13 -14 yaşından sonra da Amerika’ya gittim. Hayatımın büyük bir bölümü yurtdışında geçti. Bunlar gelişim yaşları olduğu için de insan çevresinden fazlasıyla etkileniyor. Üstelik biz geleneksel bir aile de değildik, tümüyle oranın gelenek ve görgülerine göre yaşadık. Geçirgen bir aile yapımız vardı. Fransız mutfağını severdik, babam da onu severdi. Bu yüzden şarap bir merak değil, hayatımızın bir parçasıydı. Her orda yetişen normal Fransız çocuğu gibiydim. Kapıcı çocuğu da şarap içiyordu, ben de şarap içiyordum. Hiç özel bir şey değildi. Çoğu insan ilk ne zaman şarap içtiğini hatırlıyor. Ama ben hatırlamıyorum, o kadar küçüktüm. Ben bildim bileli babam sofrada bize küçük bardaklarda şarap verirdi. Kola falan içmezdik. Kan yapan, sağlıklı bir şey olarak öğrendim şarabı. Hazmı kolaylaştırır, tadı güzeldir vs… Böyle büyüdük.”
Aylık tarım dergisi Tarlasera’nın 2018 yılında internet sayfasında Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nde Urla Şarapçılık’tan Cansu Hartevioğlu ile yaptıkları söyleşi de ise gerçekler var:
Urla Şarapçılık’ta Bağ Danışmanlığı görevini yürüten şarap uzmanı Cansu Hartevioğlu, bağcılık ve şarap sektöründeki kariyeriyle bu başarının örneklerinden birini veriyor. 500 dönümlü bir bağda yine kadınların ağırlıkta olduğu bir ekip ile çalışan Hartevioğlu, “Tarımda kadınların etkisi arttıkça birçok güzellik ortaya çıkacak. Bugün yaşadıklarımız sadece bir başlangıç” diyor.
Özel olarak bağcılık ve şarapçılık alanında bir kadın yönetici ya da üretici olarak çalışmanın getirdiği zorluklar neler?
Elbette bu sektörde kadın olmak çok zor. Hem bağcılık hem de genel olarak tarım erkek üstünlüğünün olduğu bir alan. Örneğin bazen benim gibi kadın bir danışmanla çalışmak bazıları için zor gelebiliyor. Ama yıllar içinde tecrübenizle ve gösterdiğiniz kolaylıklarla bu algıyı değiştirebiliyorsunuz. Kadınların elinden çıkan bağların ne kadar derli toplu olduğunu gördüklerinde erkekler de artık geri çekilmeyi tercih edebiliyor. O zaman cinsiyet ayrımı da ortadan kalkıyor. Yani bunu kaldırmak biraz da bizim elimizde.
Kadın tarım işçileri için çalışma hayatı erkeklere göre nasıl farklılaşıyor?
Bağcılık işgücü olarak da kadınların çok az olduğu bir saha. Ben ise bir kadın yönetici olarak yine kadınlarla çalışmayı seviyorum. Onların el emeğini, titizliğini ve özenini daha değerli buluyorum. Şu anda kendi bağlarımızda 50 tane kadın çalışan var. Bu sistemde ne yazık ki kadın ve erkeklerin aldığı yövmiyeler bile farklıdır. Örneğin kadınlar 60 TL alırken erkekler 80 TL alır. Ama bizde, ne iş yaparsa yapsın kadın ve erkek eşit ücret alıyor.
Kadınların emeği ve çalışma tarzları sahada ne gibi farklılıklar yaratıyor?
Bağcılık sadece üzüm toplamak değil; aslında bu işin bir ruhu var, çokça emek isteyen çeşitli aşamaları var. Kadınlar tüm bu işlere çok daha estetik bir gözle yaklaşıyor ve ortaya çok daha güzel sonuçlar çıkarıyor. Kadınlar doğaları gereği daha üretken. Ve bu üretkenlik bize iyi anlamda yansıyor. Erkekler gibi işe sadece ticari anlamda değil, bütünüyle tutunmayı seviyoruz. Tarımı tüm boyutlarıyla görebiliyoruz; hava, su, her sene yaşanan farklı sürprizleri daha iyi gözlemliyoruz. Bu sürprizleri iyi şeylere çevirmek de kadınlar için çok daha kolay.
Özel olarak bu sektörde artık kadınların ağırlığının arttığını söyleyebilir miyiz?
Artık bizim gibi şarap sektöründe o kadar çok kadın işin içinde ki. Örneğin Urla’da birçok şaraphanenin sahibi kadındır. İşgücüne gelirsek, örneğin 80 yaşında bağda çalışan kadın işçimiz var ve çok başarılı şekilde çalışıyor. Kadınlar motive oldukça daha güç işleri başarıyorlar. Sadece bağcılıkta değil, örneğin bizim bölgemizde bamya, domates, enginar gibi alanlarda kadınları devreye soktuğunuzda çok daha güzel bakış açıları sağlanıyor.
Türkiye’de, dünyada, kadının damga vurduğu bir tarım neleri değiştirecek?
Bir kere birçok güzellik ortaya çıkacak. Çünkü iş artık ticari güdülerden çok, neye katkınız varsa onunla değer yaratmaya dayanacak. Kadın dediğimiz ufacık bir tohumla koca bir tarlayı kendine getirebilen insandır. Önce inanmak gerekiyor, çünkü kadınlar bu işi çok güzel yapabiliyor. Artık dünyanın birçok yerinde kadınlar özellikle şarap ve bağcılık konusunda uzmanlaşmış durumda. Yalnızca işçi olarak değil, örneğin kadın ziraat mühendisleri de sahalara daha çok indikçe bu dönüşüm yavaş yavaş yaşanmaya başladı. Ben de “bu sadece başlangıç” diyorum.“
Ömürleri bağda geçen bazı çarpıcı hikayelere de yazımın altındaki linkler aracılığı ile yer verdim.
Şaraplarımıza hayat veren bu hanımları anmak vesilesiyle bir yayın organize ediyorum ama bu kez tadım da olacak! ”Pembe Seri” olarak adlandırdığım bu tadımda gözlemlerime göre-yakın çevrem de dahil olmak üzere- bugüne kadar biz kadınların en çok tercih ettiği pembeleri odağıma alıyorum.
“şarap siparişini verdim hadi çabuk gel!” diye yakın arkadaşımızı masaya davet ettiğimiz ve özlemle beklediğimiz sıcak günlere de bir gönderme yaparak line-up’ı aşağıdaki gibi belirledim:
– Sartori Pinot Grigio Blush 2018
– Yedibilgeler Lasos 2020
– Vinolus Kalecik Karası 2018
7 Mart Pazar günü görüşmek üzere, hayatın her alanında mücadele veren hemcinslerim:)


Yorum Yap