Kar ve Şarap

Kar ve Şarap

Sonunda beklenen kar! Dünden itibaren ilk taneleri İstanbul’a düşmeye başladı bile. Uzun zamandır hasret ve özlemle bekleyenleri çok sevindirdiğine eminim. Kimi zaman koca topaklar halinde karmakarışık, kimi zaman ise inceden serpiştiren karın yağışını izlemekten daha keyifli ne olabilir? Hele ki bu manzarayı izlerken karnınız acıkmıyor mu? Ve yanına içinizi ısıtacak bir şey istemez misiniz?

Benim bu sakin Pazar öğleden sonrasına tercihim pizza ve kırmızı şaraptan yana.

Karbonhidratın mutluluk hormonu salgılattırdığı bir kez daha kanıtlanmış oldu. @nello’sistanbul’un margherita tabanı üzerine renkli biberler, mantar ve iri sucuk parçaları ile zenginleştirdiği pizzanın enfes kokusu ile kendimden geçerken, yanına uzun zamandır fırsat kolladığım Pamukkale L’yi açmaya başladım.

Şarap, herhangi bir fırsat kollamayı yada önemli bir olayın olmasını beklemeyi gerektiren bir içecek değil elbette. İster tek başınıza, ister kalabalık aile arkadaş sofralarında, ister bir kutlama için veya sadece canınız sıkken içersiniz. Ama L’nin ayrı bir özelliği var. Etiketini okumaya başladığınızda da ise özel ve önemli kılan parçalar aklımda daha da oturmaya başlıyor.

L, Pamukkale Şarapçılık’ın 50. Kuruluş yıldönümü anısına 2012 yılında üretilerek piyasaya sürülen bir ürün. Fransa-Bordeaux kupajı olarak Cabernet Franc, Cabernet Sauvignon ve Merlot üzümlerinden üretilmiş. Ancak bu kupajı ülkemizde  ve bence genel olarak da sıradışı hale getiren ise % 50 Cabernet Franc, % 30 Merlot ve %20 Cabernet Sauvignon oranlarında olması. Biraz daha açacak olursak alışageldik Bordeaux kupajlarında Cabernet Sauvignon üzümü % 70-75 oranında yani baskındır. Yani tam gövdeli, yüksek asidite ve tanen yapısına sahip siyah meyve aromalarının ön planda olduğu bu üzüm Merlot’un kırmızı meyve aromaları, orta-tam gövde, orta-yüksek asidite ve kadifemsi tanenleriyle köşeleri törpülenir yuvarlatılır. Buradaki farklılık ise Cabernet Sauvignon’un yarı oranında atası olmasına rağmen ondan daha az bilinen ve ondan daha çabuk olgunlaşan en kadim siyah üzümlerden Cabernet Franc’ın ön planda olması. Erik, ahududu gibi daha meyvemsi aromalar, daha az tanen/düşük gövde/düşük asiditeye sahip şaraplar yapar ve kupajlara denge katar.

Elimde tuttuğum 2018 rekolte şarabın bağdan şaraphaneye kadar geçen yolculuğunu etiketten okuduğumda ise üretim sürecinin tüm aşamaları neredeyse tüm detaylarıyla gözümde canlanıyor. ‘Şarap bağda yapılır’ sözünün anlamı tam da burada ortaya çıkıyor. Seçilmiş parsellerde düşük verimle yetiştirilen üzümler 4 haftalık maserasyon süresi sonunda Fransız genç meşelerde ayrı ayrı ve daha sonra da beraber olmak üzere toplamda 22 ay, şişelere alındıktan sonra ise ilave 2 ay daha dinlendirilmiş. Daha basit bir anlatımla; üretici daha bağda iken hatta bundan da önce nasıl bir stilde şarap üreteceğine karar vermiş. Elbette doğa koşulları, zararlılar vb pek çok etken hesapları altüst edebilir. Ama herşeyin planlandığı gibi gittiğinden hareket edelim. Birbirinden farklı karakterde bir çok üzüm çeşidi aynı veya farklı parsellerde yetiştiriliyor olabilir, üzümler büyüme ve olgunlaşma evresinde güneş, toprak ve suya maksimum ölçüde ihtiyaç duyarlar ancak çok sık dikildiğinde ve yüksek verim alındığında belki toplanan üzümün toplam miktarı olarak fazla bir büyüklük elde edilebilir ama niteliksel açıdan istenen aroma zenginliği, şeker vb özelliklere sahip olamazlar. Dolayısıyla her parselden toplanan üzümler farklı çıktılara erişir. Winemaker’ın burada parselleri tek tek izlediği ve karar verdiği anlaşılıyor. Kırmızı şaraplık üzümler böyle özenle seçildikten sonra şaraphanede ezilmeye ve ezilirken de kabuğundan, sapından ve etinden aroma, renk ve tanenler şıraya geçmeye başlar. Fıçı ise yapımından seçimine, şıranın saklanmasına kadar tüm aşamaları ile başlı başına derya deniz bir konu.

Üzümlerin doğuştan sahip olduğu malik asit yani elma asidi; meşe fıçının gözle görülemeyecek kadar ince boşluklarından geçen oksijen sayesinde malolaktik aside dönüşür, malolaktik fermentasyon etkisiyle şaraba terayağı, kızarmış ekmek gibi kokular kazandırır. Fıçıdaki olgunlaşma evresinde is, baharat, kavrulmuş fındık ve vanilya aromaları ekler yani 2.cil aromalarla şarap başka bir rahiyaya bürünür. Şişeye alındıktan sonra geçen sürede ise 3.cül yani biraz daha toprak, deri gibi aromalar eklenir. 

Peki bu kadar uzun anlatımın sonunda tadı nasıl derseniz, işte tadım notlarım:

Görünüm: Parlak koyu bir yakut. Dış çevrede biraz daha ruby’e yakın. Genç.

Burun: Kadehe ilk aldığımda biraz kapalı gibiydi, havalandırmadan sonra yeşil biber, ahududu, biraz tütün, erik ; aslında 1.cil.2.cil ve 3.cül aromaların tamamına sahip olmakla birlikte ben meşe etkilerinin önce karşıladığını düşünüyorum.

Damak: Orta gövdeli. Orta-yüksek asiditeli. Kupajın ve meşenin etkisiyle tanenleri daha yuvarlak yani içimi rahat.

Bitiş: Uzun.

Yemek uyumu: Pizzanın margherita tabanı olduğundan asitli domatesin asidite ile dengelendi. Eğer Cabernet Sauvignon monosepajı olsaydı yemeğin önüne geçmiş olacaktı.

Ben, elimde kadehim, akşamüstü hava kararırken hala kaldırmadığım yılbaşı aydınlatmalarımın geyiklerimin ve kızılcık kukinalarımın loş siluetine eşlik eden fondaki şömine çıtırtıları eşliğinde yağan karı izlerken sakin bir Pazar gününün keyfini sürüyorum. Hepinize iyi pazarlar …

Yorum Yap

Your email address will not be published.